10 Temmuz 2013 Çarşamba

MEYVE ve SEBZELERİN GENEL ÖZELLİKLERİ



MEYVE ve SEBZELERİN GENEL ÖZELLİKLERİ
MEYVELERİN MEYVE ÖZELLİKLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
         Meyve türleri meyvelerin özellikleri (meyve ve çekirdek yapısı ) yönünden   7 grup altında toplanmaktadır.
  1. Yumuşak çekirdekli meyveler (elma, armut, ayva, alıç, muşmula, üvez, kuşburnu).
  2. Sert çekirdekli meyveler (kiraz, vişne, kayısı, şeftali, erik kızılcık, iğde).
  3. Sert kabuklu meyveler (badem, ceviz, kestane, fındık, Antep fıstığı).
  4. Üzümsü meyveler (üzüm, çilek, ahududu, böğürtlen, incir, dut).
  5. Turunçgiller (limon, portakal, mandarin, altıntop(greyfurt),turunç).
  6. Akdeniz meyveleri (muz, zeytin, hurma, incir, Trabzon hurması, yeni dünya).
  7. Keyif bitkileri (çay, kakao, kahve). 



MEYVELERİN İKLİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
Meyve türleri  iklim isteklerine göre 2 gruba ayrılır.
  1. Ilıman iklim meyve türleri (elma, armut, ayva, erik, şeftali, kayısı, badem, vişne, kiraz, ceviz, kestane, üzüm, çilek, ahududu, fındık, Antep fıstığı).
  2. Subtropik iklim meyve türleri (limon, portakal, altıntop, mandarin, çay, nar,zeytin, incir, hurma).



SEBZELERİN YENİLEN KISIMLARINA GÖRE SINIFLANDIRILMASI
         Sebzeler tüketilen kısımlarına göre 9 grup altında toplanmaktadır:
  1. Yumruları yenen sebzeler (tatlı patates, yer elması, patates).
  2. Kökleri yenen sebzeler (havuç, kırmızı pancar, şalgam, kök kereviz).
  3. Soğan ve sürgünleri yenen sebzeler (pırasa, soğan, sarımsak).
  4. Sürgünleri veya yaprak sapları  yenen sebzeler (kuşkonmaz, ravent, yaprak kerevizi).
  5. Yaprakları yenen sebzeler( lahana, ıspanak, pazı, semiz otu, marul, salata, ebegümeci).
  6. Meyveleri yenen sebzeler (domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak, kavun, karpuz, taze fasulye, taze bezelye, taze bakla, bamya).
  7. Kuru veya taze tohumları yene sebzeler ( kuru fasulye, bakla, bezelye).
  8. Çiçek veya çiçek tablası yenen sebzeler (enginar, karnabahar).
  9. Salata yapılan kokulu otlar (maydanoz, dereotu, nane, tere, roka, hindiba).

SEBZELERİN İKLİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
         Sebzeler, yetiştirilmeleri için gerekli iklim istekleri dikkate alınarak 2 grup altında toplanmaktadır.
  1. Serin iklim sebzeleri (Kışlık sebzeler): lahana , karnabahar, turp, şalgam, havuç, kereviz, ıspanak, kırmızı pancar, salata, marul, pazı, soğan, pırasa, sarımsak, maydanoz, nane, bezelye, bakla.
  2. Sıcak iklim sebzeleri (Yazlık sebzeler): domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak, kavun, karpuz, fasulye, bamya.


                                            

YAŞ MEYVE VE SEBZELERİN MUHAFAZASI

MEYVE VE SEBZELERİN MUHAFAZASI

Ülkemizde ortalama 43 milyon ton yaş sebze meyve üretildiği istatistiklerin incelenmesiyle anlaşılmaktadır. Oldukça büyük miktarlara ulaşan bu ürünlerin hasadı ise genellikle birkaç haftalık süreyi kapsamaktadır. Hasat zamanında Pazar bu meyve ve sebze türleri ile dolup taşmaktadır. Tüm üretimin kısa zamanda pazarlanması yada ihracı oldukça güçtür. Zira, öncelikle Pazar, bu çok miktardaki ürünü hemen eritemez, ikinci olarak toptancı fiyatları çok düşük olduğu için üretici malını hemen satmakla yeterli ölçüde tatmin olamaz, üçüncü olarak da tüketiciler bütün yıl boyunca taze meyve-sebze yemek isterler. Bu üç unsuru birden olumlu yönde kapsayacak çözüm, büyük ölçüde, yer ve zaman faydası yaratabilecek, uygun muhafaza koşullarını içeren depolama işlemi ile mümkündür. Bu nedenlerle, soğuk depolama söz konusu unsurları, hem üretici hem de tüketici açısından uyumlu hale getirerek ekonomik önemini ortaya koymaktadır.

Ürünlerin soğuk ortamda depolanmasıyla üretici ve tüketiciler korunmuş olmaktadırlar. Çünkü üretim sonrası muhafaza olanağından yoksun bırakılan ürünlerin, bol oldukları dönemlerde düşük fiyatla, kıt oldukları zamanlarda da yüksek fiyatla pazarlanmaları söz konusu olacaktır. Bu oluşum sonrasında düşük fiyat üreticiyi, yüksek fiyat tüketiciyi zarara sokacağından diğer depolama türleri gibi soğuk depoculuk da arz ve talep arasındaki dengesizliği ortadan kaldırarak fiyatlarda denge sağlamakta ve ürünlerin pazarlama sürecini uzatarak ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Üretimde görülen sapmalara karşın gıda maddeleri tüketimi aynı kalmakta yada sosyo-ekonomik gelişmelerle nüfus artışına bağlı olarak artmaktadır. Tarım ürünlerinde görülen mevsimlik üretimin yıllık tüketime uydurulması çabaları soğuk depolamanın kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır.
Özetle, soğuk depolarda ürünlerin muhafaza edilmeleri sonucunda nitelik ve nicelik yönünden oluşacak kayıpları önlemek, bu ürünlerin üretimi aşamasında içerdikleri besin değerlerinde sonradan meydana gelecek bozulmaları engellemek, pazarda değeri fiyatına satabilmek, tüketiciye her mevsimde değişken olmayan fiyat ve nitelikte ürün sağlamak dışsatım imkanlarını artırmak gibi sayısız ekonomik yararlar sağlamaktadır.

Soğukta muhafaza yöntemleri

Bahçe bitkisi ürünleri hasattan sonra da canlılıklarım sürdürmektedir. Canlı bir organizma çevre koşullarına karşı son derece duyarlıdır. Ana bitkiden ayrılan ürün yaşamını devam ettirebilmek için gerek duyduğu besin kaynağından yoksundur. Oysa canlılığının gereği olan yaşam faaliyetlerini yani solunumunu sürdürmekte bunun için bünyesinde bulunan depo maddelerini kullanmaktadır. Ürünün metabolik aktivitesi, ürünün içinde bulunduğu ortam koşullarına bağlı olarak önemli ölçüde değişmektedir. Ürünleri soğukta muhafaza etmenin temel fonksiyonu da düşük sıcaklığın metabolik aktiviteyi yavaşlatıcı etkisinden kaynaklanmaktadır.

Bahçe bitkileri bünyelerinde fazla miktarda su içermekte ve hasattan sonra içinde bulundukları koşullara göre değişen oranlarda bu suyu kaybetmektedirler. Su kaybı üründe nitelik ve nicelik kayıplarıyla sonuçlanmaktadır. Bu kayıpları önlemek amacı ile bahçe bitkisi ürünleri düşük sıcaklığın yanı sıra yüksek nem koşullarında muhafaza edilmektedir. Bahçe bitkisi ürünlerinin muhafazasında uygulanan optimum koşullara ilişkin değerler Çizelge 9.2 ve Çizelge 9.3'de verilmiştir.

Ürünleri daha sonra kullanmak üzere taze halde muhafaza etmenin çok değişik yolları vardır. Bunlar fiziksel metodlar (düşük ve yüksek sıcaklıklar, değişik atmosferli muhafaza, uygun nem, iyonize radyasyon) ile kimyasal metodları (fungusitler, mumlar, büyüme düzenleyiciler, etilen absorbantları, antitranspirantlar) içermektedir.

Çabuk bozulabilen ürünler olan bahçe bitkilerinin hasattan sonra tüketiciye ulaşana kadar nitelik ve niceliğinin korunması amacı ile kullanılan en yaygın teknik soğukta muhafazadır ve bu konuda en
önemli görevi soğuk hava depoları üstlenmiştir.

Bahçe bitkilerinin soğukta muhafazasında aşağıda belirtilen yöntemler uygulanmaktadır:

1. Doğal soğutmalı depolarda muhafaza

1.1. Doğal havalandırmalı depolarda muhafaza

1.2. Yapay havalandırmalı depolarda muhafaza

2. Yapay soğutmalı depolarda muhafaza

2.1. Direkt soğutmalı depolarda muhafaza

2.2. İndirekt soğutmalı depolarda muhafaza

3. Kontrollü atmosferde muhafaza

1. Doğal soğutmalı depolarda muhafaza

Soğuğun doğal yollarla, mekanik! soğutma yapmaksızın sağlandığı depolarda yapılan muhafazadır. Bu sistemlerde doğrudan doğruya doğadaki soğuktan yararlanılarak elde edilen serinlik ile ürünlerin sıcaklığı düşürülmektedir. Doğal soğutmalı depolarda muhafaza; doğal ya da yapay havalandırma ile soğuğun elde edildiği depolarda muhafaza olmak üzere iki farklı şekilde yapılabilmektedir.

Doğal havalandırmalı depolar, sıcak ve soğuk havanın farklı olan yoğunluklarından yararlanılarak oluşan hava hareketinden faydalanmaya, havalandırma bacaları yardımı ile doğadaki soğuk havanın depo içerisindeki soğuk hava ile yer değiştirmesi esasına dayanır. Bugün ülkemizde Nevşehir yöresinde bulunan depolar bu tip depolara güzel örnektir. Yapay havalandırmalı depolarda, depo içerisinde bulunan ürünün çıkardığı sıcaklık ile ısınan havanın, bir vantilatör sistemi ile zorunlu olarak ve doğal havalandırmadan daha hızlı bir şekilde doğadaki soğuk hava ile yer değiştirmesi esasına dayanır. Bu tür depolamanın, özellikle gece ve gündüz sıcaklık farklarının çok sınırlı olduğu yörelerde daha verimli oldukları saptanmıştır.

2. Yapay soğutmalı depolarda muhafaza

Yapay soğutmalı depolarda muhafaza, soğuğun yapay olarak üretildiği ortamlarda gerçekleştirilen muhafaza sistemidir. Yapay soğukluk, doğadaki soğuk dikkate alınmaksızın doğrudan doğruya makina ile elde edilen soğuktur. Ortam sıcaklığının, düşük sıcaklıklarda kaynayan soğutucu akışkanlar yardımı ile başka bir ortama iletimi yapılarak ilk ortam sıcaklığının düşürülmesi esasına dayanır. Yapay soğutmada; kükürtdioksit, amonyak, Freon 12, Freon 22 ve metil klorür gibi kaynama sıcaklıkları çok düşük olan akışkanlar kullanılmaktadır. Soğutma işlemi, kapalı bir sistem içerisinde kompresör, kondensör, evaporatör ve genleşme valfi adı verilen ana elemanlar yardımı ile gerçekleştirilmekte ve üretilen soğukluk oda içerisine homojen olarak dağıtılmaktadır. Soğuğun direkt olarak oda içerisinde akışkanlar kullanılarak üretildiği bu sistemlere direkt soğutmalı sistemler adı verilmektedir. Özellikle soğutucu akışkanların doğrudan doğruya kullanımının sakıncalı olduğu soğutma tesislerinde, buz üretim tanklarında ve direkt genleşme sistemlerinin amaca yeterli olmadığı sahalarda indirekt soğutmalı sistemler kullanılmaktadır. Günümüzde oldukça az rastlanan bu sistemlerde ana soğutucu akışkan salamura adı verilen yardımcı akışkanın soğutulmasında kullanılmakta, ortamın sıcaklığı ise salamura tarafından düşürülmektedir. Böylece soğuk odalarda sadece salamura dolaşmaktadır.

3. Kontrollü atmosferde muhafaza

Bahçe bitkisi ürünlerinin düşük sıcaklıklarda muhafazasının yanı sıra kontrollü atmosfer veya değiştirilmiş atmosferlerde muhafazası da geliştirilmiş olan diğer muhafaza yöntemleridir. Bu terimlerin anlamı; ürünün etrafını saran atmosferi, normal atmosferdeki düzeyinden farklı olacak şekilde ortama gaz ilâve etmek veya ortamdan gaz uzaklaştırmak sureti ile değiştirilerek, elde edilen ortamlarda ürünlerin muhafaza edilmesidir. Soğutma sistemi yapay soğutmalı depolarda olduğu gibidir; ancak, farklı olarak atmosfer bileşiminin değiştirilmesi ve değiştirilen bu bileşimin korunmasına yardımcı olacak gaz izolasyonunun kullanılması sözkonusudur. Kontrollü atmosferde muhafaza ile genellikle ya ortamın CO2 oranı yükseltilir ya da O2 oranı düşürülür. Kontrollü Atmosfer (KA) ile Değiştirilmiş Atmosfer (DA) arasındaki tek fark atmosferin kontrol edilebilme derecesidir ve KA'de atmosfer kontrolü daha kesindir. DA, ürünün kendi solunumu ile ortamın gaz bileşiminin değişmesi esasına dayamr ve daha çok ambalajlanmış ürünlerin muhafazası sırasında oluşmaktadır.

KA veya DA, normal soğukta muhafazayı destekleyen bir teknik olarak ele alınmalı onun yerine geçebilecek bir teknik olarak düşünülmemelidir. KA'de muhafaza tekniğinin etkinliği; türe, çeşide, ürünün fizyolojik yaşma, atmosfer bileşimine, sıcaklığa ve muhafaza süresine bağlı olarak değişir. Bu koşullara göre de optimum muhafaza atmosfer bileşimi değişiklik gösterir.

KA'de muhafaza, ürünlerdeki biyokimyasal ve fizyolojik değişimleri örneğin; solunumu, etilen üretimini, yumuşamayı ve bileşim ile ilgili değişimleri yavaşlatmak sureti ile olgunlaşma ve yaşlanmayı geciktirmektedir. Ayrıca bu teknikle ürünün etilene ve bazı fizyolojik hastalıklara duyarlılığı da azalmaktadır.

DA veya KA'ler; taşıma, geçici olarak depolama(kısa süreli muhafaza) veya uzun süreli muhafaza sırasında kullanılabilir. Bazı ürünlerde depolama öncesi yüksek CO2 uygulaması da ürünlerdeki kalite ve kantite kayıplarını azaltmak amacı ile kullanılan bir diğer tekniktir. Son yıllarda KA'lere CO (karbon monoksit) ilâvesi de aym amaçla kullanılmaya başlanmıştır.


SOĞUKTA MUHAFAZA

 Soğukta  muhafaza  yöntemi  ürünlere  soğuk  uygulanarak solunumlarını yavaşlatmak bu süreç içinde bozulmalarını geciktirmek esasına dayanır.

HAMMADDE NASIL OLMALIDIR
 Hammadde her türlü bulaşma, bozulma, çürüme ve küflenmeye neden olmaması için hastalıksız, yara ve bere gibi zararlanmalardan uzak, sağlıklı bir yapıda olmalıdır.
  
Meyve ve sebze çeşitlerinin genetik özellikleri ve üretildiği ortamın çevre faktörleri depolama koşul ve sürelerini etkilemektedir. Bu nedenle
Ürünler için belirli bir hasat olgunluğu seçilerek
- İrilik, renk, meyve eti sertliği, genel görünüş gibi fiziksel özellikler ile,
- Kurumadde, şeker, nişasta ve asit miktarı gibi olgunluk kriterleri bakımından  benzer  özellikte  ve  yapıda  depolanmasına  özen gösterilmelidir.
Çünkü farklı çeşit,  irilik ve olgunlukta materyalin bir arada depolanması solunumu hızlandırıp depo ömrünü olumsuz yönde etkilemektedir.

DEPO KOŞULLARI NASIL OLMALIDIR?

Sıcaklık:
 Meyve ve sebze çeşitlerinin soğukta muhafazası amacıyla sıcaklık istekleri farklılık göstermektedir. Depo içindeki sıcaklık   1°C değişim uygulanabilmektedir.  Ancak aşırı  sıcaklık dalgalanmalarına  izin verilmemelidir.

Hava nemi:

Kuru ortam materyalin su kaybetmesine neden olacağından ağırlık kaybı ile kalite zararlanması meydana getirmektedir.
Ürünlerin büyük çoğunluğu yüksek nem oranında muhafaza edilmektedir.
Ürün depolanmadan önce boş oda yaklaşık 5°C ye soğutulmakta zemin ve duvarlar gerektiğinde ıslatılmaktadır.

Depo havası:

Oda içinde iyi bir sıcaklık dağılımı ve homojen bir gaz karışımı sağlayabilmek için depo havası devamlı olarak dolaştırılmalıdır.
Soğuk depolarda havanın saatte 30 kez dolaşımı önerilmektedir.

Havalandırma:

Soğuk depolarda kapaklar aracılığıyla hava giriş ve çıkışı sağlanmalı ancak havanın nem oranı korunmalıdır.

SOĞUK DEPO TİPLERİ

1. Soğutucu Ünitelerle Soğutulan Depolar

Soğutucu ünitelere Freon 12, Freon 22 ve Amonyak gibi maddeler sıvı olarak verilmekte bunlar oda içindeki ortamın sıcaklığını alarak buhar haline geçerken odayı soğutmaktadır.

2. Kontrollü Atmosferli Depolar

Bu tip depoların esası depo sıcaklık ve hava neminin ayarlanması yanında depo hava bileşiminin de ayarlanabilmesidir.  Bu amaçla depoların zemin ve iç duvarları gaz geçirmeyen özel bir plastik boya ile boyanmakta yada özel metal levhalarla kaplanmaktadır.

BAZI MEYVE VE SEBZELERİN SOĞUKTA MUHAFAZASI

Elma:

Meyveler yeme olumuna gelmeden hasat olumunda toplanır. İri meyveler depolamaya dayanıksız olduklarından, küçük meyvelerde ekonomik olmadıklarından  ayrılarak 55-75  mm.  çapında olanlar depolanmalıdır.
Ayrıca geçici çeşitler depolamaya daha uygundur.


Armut:

Birçok armut çeşitlerinde elmanın  aksine depoda olgunluk ilerlemediğinden depolamadan önce olgunlaştırılması gerekir.

Limon:

Limon uzun süre başarılı  bir şekilde depolanan meyve türlerindendir. Ancak limonun dış yüzeyinde mekanik zararlanmalardan kaçınılmalıdır. Zira sağlıklı meyvelerde dahi küf mantarları etkili olduğundan mücadele yapılması zorunlu görülmektedir.

Portakal:

Portakal depolaması için mumlama ve kabukta küf gelişmesi için önlem alınması zorunlu görülmektedir.

Üzüm:

Üzüm hasattan sonra olgunlaşmayan meyvelerden olduğu için yeme olumunda hasat edilerek depolanır. Ayrıca çürümeyi önlemek için kükürtlenmesi gerekir.

                                   



Soğan:

Depolanmadan  önce soğanların  iyi  bir şekilde  kurutulması gerekmektedir.
Soğanın havalandırma ihtiyacı fazla olup yüksek nem varlığında ve havalandırmanın yetersiz olması halinde küf tehlikesi mevcuttur.
Ayrıca depolama sıcaklığı 0°C olup donma tehlikesi nedeniyle -1°C nin altına düşmemesi gerekir.

MEYVE  VE SEBZELERİN  DONDURULARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

Meyve ve sebzelerin bünyelerindeki suyu dondurmak suretiyle bozulma nedeni olan mikroorganizmalar tarafından yararlanılamayan bir ortam  meydana getirmek suretiyle  ürünü  dayandırmaya yönelik muhafaza yöntemidir.
Dondurma tekniğinin uygulanması beraberinde bazı avantajlar getirmiştir. Bunlar donmuş yapıda ürün kalitesinin tazesine en yakın değerde olması, donmuş yapıda bütün ürünlerin bir arada ve 8-12 ay gibi daha uzun sürelerde depolanabilmesidir.
Fakat bu tekniğin uygulanabilmesi için soğuk zincir dediğimiz işlemlerin tümünün yani üreticiden tüketiciye kadar bütün işlemlerin donmuş yapıda örneğin -18°Ç yi geçmeyen sıcaklıklarda yapılması zorunluğu bulunmaktadır.

HAMMADDE NASIL OLMALIDIR?

-Dondurulacak meyve ve sebzelerin hastalıksız, yeknesak ve standart olması gerekmektedir. Olgunlukta hasat olumu yerine yeme olumu  esas  alınmaktadır.  Zira  donmuş  yapıda  olgunluk ilerleyememektedir.


DONDURMA YÖNTEMLERİ

Meyve ve sebzelerin dondurma işlemleri öncelikle ayrı dondurucu ünitelerde yapılmaktadır. Bu amaçla farklı derin dondurma teknikleri uygulanmaktadır.

1. Tünel Tipi Dondurucular: Bu amaçla soğuk hava oda veya tünel şeklinde dondurma ünitelerine gönderilmekte burada blok şeklinde ambalajlı veya ambalajsız şekilde ürünler dondurulmaktadır. Yavaş bir dondurma yöntemidir.
2. FIo-Freeze Dondurucular: Daha çok dane veya parça şeklinde ürünlere soğuk hava cereyanı içinde tek tek ve hareket halinde uygulanan  süratli bir dondurma yöntemidir. Daneler arasında yapışma olmamakta donma işlemi süratli olduğundan kalite yüksektir.
3. Plakalı Dondurucular: Paketlenmiş ürünler için uygulanan bir dondurma yöntemidir. Bu amaçla metal yüzler özel bölmeler halinde soğuk hava ile soğutulmakta paketlenmiş ürünler bu bölmelerde metal yüzler ile temasla dondurulmaktadır.
4. Sıvı soğutucular ile direk temasla dondurma: Donma çok süratli ve kalite yüksektir. Ancak sıvı soğutucu kimyasal maddelerin gıdalarla direk teması  insan sağlığı acısından özen gösterilmesi gereken bir konudur.

BAZI MEYVE VE SEBZELERİN DONDURULMASI

Meyve ve sebzeler kuru madde içerikleriyle doğru orantılı olarak 0 ile -2,5°C  ler  arasında  donmaktadır.  Ancak  donmuş  yapıda mikroorganizmaların çalışmasına fırsat vermemek için meyve ve sebzeler -18°C de muhafaza odalarında depolanırlar.
Şimdi bazı meyve ve sebzelerin dondurulmasıyla ilgili özelliklerini görelim.

Çilek:

Çilek saplarından ayrılıp yıkama havuzlarında yıkandıktan sonra standart  irilikte  doğrudan  yada  şeker  veya  şurup  katkısıyla dondurulmaktadır. Doğal halde ise flo-freeze tipi dondurucularda tektek dondurulmaktadır.
Dondurulmuş çilek tazesi yerine tüketilmesinin yanında reçel, marmelat, jöle, meyve suyu,  dondurma  meyveli yoğurt ve pasta endüstrisi  gibi  yerlerde  hammadde  olarak  kullanma  imkanları bulunmaktadır.


Vişne:

Dondurulacak  vişnelerin  koyu  renkli  ve  iri  daneli  olması istenmektedir. Yerli  çeşitlerimizden  Kütahya vişnesi  bu  amaçla kullanılmaktadır.
İşlemler çilekte olduğu gibidir.

Kayısı:

Bu amaçla renk oluşumu düzgün ve tek düze olan, gösterişli, sert ve sıkı yapıda çeşitler kullanılmaktadır.
Meyve renginin esmerleşmemesi için önlem alınmalıdır. Sert ve sıkı yapıdaki kayısılar 3-4 dakika süreyle buharla haşlanmakta ancak yumuşak meyvelerin kükürt dioksit veya askorbik asitle muamele edilmesi gerekmektedir.
Hazırlanan meyveler şeker veya şurup katkısıyla dondurularak depolanırlar.
                                                 

Bezelye:

Dondurulmuş olarak en çok tüketilen sebzelerdendir. Dondurulacak bezelyelerin parlak yeşil renkli, ince kabuklu, körpe, gösterişli ve tatlı olması gerekmektedir.
Danelenmiş bezelyeler enzim faaliyetlerini önlemek için buhar yada sıcak suda haşlanır. Soğutulduktan sonra flo-freeze sistemlerinde dondurulurlar.

Patates:

Ülkemizde de daha çok toplu tüketim yerleri için üretimi önem kazanmıştır. Bu amaçla sarı renkli patates çeşitleri seçilmelidir. Şeker fazlalığı kızartma sırasında kahverengi rengin oluşmasına neden olacağı için şeker oranı düşük olmalıdır.
Patatesler soyulup yıkandıktan ve parmak şeklinde kesildikten sonra enzimlerin tahribi için sıcak su yada buharla haşlanırlar. Daha sonra hafif sarartma derecesinde ön kızartma işlemine tabi tutularak dondurulurlar.

                                                SEBZE VE  MEYVELERİN SOĞUK HAVA DEPO SICAKLIKLARI


  

GDO Nedir?

GDO Nedir? (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar)

    Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar", kısaca GDO adı veriliyor.
Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme, yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor. Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor.

Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO'lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates, balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor.

İnsanlık bugün doğal çeşitliliğe zarar vererek tür zenginliğinin yok olmasına yol açan GDO ların çeşitli yollardan yayılarak yeni Frankeştaynlar yaratma tehlikesiyle karşı karşıya.

Canlılar üzerinde yapılan bu değişiklikler; canlı sağlığı, biyolojik çeşitlilik, ekolojik dengenin bozulması, ekonomik bağımlılık, canlıların yaşam hakkının elinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması açısından önemli tehdit ve riskler taşımaktadır.


Yaşam bütündür ve canlı organizmalar (maikroorganizmalar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar), milyonlarca yıl boyunca bu güne geldiler.
İnsanlığın da yaşamsal ihtiyaçlarının kaynağı olan bu zenginlik, dengeli bir alış-veriş ve ekolojik bütünün her bir unsuru (tüm canlılar, toprak,su,güneş,ay,hava vs.) ile etkileşim içinde gelişerek çeşitlendi.
Bu değişim, doğal olmayan yollarla, sadece belli noktalarda hızlandırılsa ne olur?

GDO ların Tehdit ve Riskleri

Biyolojik Çeşitlilik, Tarımsal Biyoçeşitlilik ve Doğal Dengeye Etkileri
    Yerel türler tehdit altında. Yaşam bir bütündür ve gen halkalarındaki en küçük bir değişiklik beslenme zinciri yoluyla bütündeki diğer parçaları da etkiler.
Sonuçta insan, hayvan,bitki,mikroorganizmalarda yapılan herbir değişiklik bütünün bir diğer parçası olan tarımsal biyoçeşitliliği, yani sağlıklı beslenmenin temeli olan gıda çeşitliliğine etkileyecektir.
   Hastalık ve diğer zararlılara karşı dayanıklı olması için genleriyle oynanmış bir buğday türünün belki verimi yüksektir ama, bir hastalık ya da zararlı sayesinde o türün yok olması ve dünyada artık başka bir buğday yetiştirilmediği için buğday ırkının tamamen ortadan kalkması gibi bir felaketi beraberinde getirebilir.

   Modern tarım yüzünden zaten çeşitliler çok azlmış durumdadır. Asya'da mevcut 140 bin çeşitten sadece 6 sı ekili toprakların %70 ini kaplıyor. Azalan çeşitler ise tamamen GDO tehdidi altındadır. Çünkü GDO ların aktarılmış genleri çevresinde geleneksel yöntemle üretilmiş ürünlere geçebilmektedir. Arılar, kuşlar, böcekler ve rüzgar gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler GDO lu polenleri komşu tarlaya taşıyor ve oradaki üründe de genetik değişikliğe yol açıyor. "GEN KAÇIŞI" adı verilen bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bitkiler tek tipleşmekte ve doğal çeşitlilik azalmaktadır. Milyonlarca yılda oluşan türler 5-10 senede yok olmaktadır.

Birkez gen aktarımı başlatılınca genetiği değişmiş ürünün, genetiği değişmemiş
ürünlere bulaşması -ileriki nesillere de aktarılacağından- önlenemez hale gelmektedir.

Yararlı böcekler yok oluyor. Zararlı böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bazı bitkilere aktarılan toksin (zehir ) karakterli genler o böcekleri yiyen yararlı böcek türlerinin de yok olmasına neden oluyor.


Ayrıca yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde, tarlada kalan geçen yılın GDO lu ürünü yeni ürün için yabancı ottur. Ancak eski GDO lu yabani otlara dayanıklı olduğundan çiftçi için büyük sorun yaratıyor ve yeni ürüne şans tanımıyor, onunla mücadele etmek imkansızlaşıyor.

(Yabancı otlara doğru gen kaçışı nın kolza ve pancarda belirginleşmesi Fransa Tarımsal Araştırmalar Ulusal Enstitüsü'nün (INRA) yabani otlara dayanıklı tüm kolza varyetelerini stoktan çıkarmasına neden oldu.)

İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ

GDO lu bitkiler yüksek allerji riski taşıyor. Allerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere de aktarılabiliyor. Bu durumda birey allerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor.

(11 Aralık 2003'te Rusya'da bir gurup bilim adamı son üç yıl içerisinde allerji belirtisi gösteren hastaların sayısında 3 kat artış olduğunu ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünler'in (GDÜ) tüketimi olabileceğini açıkladılar.-Traavik ve Smith, 2004)

Toksik (zehirleyici ) Etkiler

Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.

(1980 lerin sonunda bir Japon firması triptofan adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek besin takviyesi olarak ABD de satışa sundu. Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıktı. Bu sorunları yaşayan 155 kişide kalıcı hasar meydana geldi, 37 hasta yaşamını yitirdi. Mayeno ve Gleich,1994 . Yapılan inceleme sonucu genetiği değiştirilmiş bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve sendromun toksik madde nedeniyle ortaya çıktığı anlaşıldı.)


Sağlıksız Hayvanlar ve Hayvansal Ürünler

Örneğin süt verimini arttırmak için ineklere GDÜ lü ürünler veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor. Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim sistemi bozuklukları, yumurtalık kistleri görülüyor. Gebelik oranı düşüyor. Antibiyotik kullanma sıklığı artıyor.

Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar!...


Sağlıksız Beslenme ve Yol Açtığı Sorunlar

Sadece verimli ve dayanıklı birkaç ürün yetiştirilmesine yol açan GDO ların yarattığı en büyük tehlikelerden biri de gen çeşitliliğinin yok olmasıyla birlikte insanları tek tip gıda almak zorunda bırakıyor olması.

Tek tip gıdalar insanların sağlıklı ve dengeli beslenmesini engelleyecek. Bu durumda tek tip beslenmeye mecbur kalacak olan yoksullar sağlığını yitiriyor, maddi imkanı iyi olanların da gıda takviyeleri, tedavi yöntem ve ilaçlarına büyük miktarda para harcaması gerekiyor.

Ekonomiye ve Üretime Katkısı

Yaşam patentlenemez ! GDO lar ekonomik bağımlılık ve canlıların yaşam hakkının ellerinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması açısından önemli tehdit ve riskler taşıyor.

GDÜ lerin ekonomik olarak getirdiği en büyük sakıncalardan biri bu ürünlerin patent hakkının tüm dünyada birkaç çok uluslu şirketin elinde olması. Bu çalışmaları yapan şirketler en büyük kazançlarını patent bedeli tahsil ederek sağlıyorlar. Çiftçi terminatör genlerle kısırlaştırılan tohumları her yıl yeniden almak zorunda kalıyor. Bu da çiftçiyi çok uluslu tohum üreticisi şirketlere bağımlı kılıyor.

Dünyanın önde gelen GDO üreticisi firmalardan tohum alan çiftçilerin ürünlerinin verdiği yeni tohumları tarlalarına ekme hakları yok. Üretici firmalar bu tohumların korsanlığını yapanların önüne geçmek için komşu ispiyonu gibi en basit yollardan dedektif tutmaya kadar her yola başvuruyorlar. Bu güne kadar 100 çiftçi mahkeme sürecinden kurtulmak için ürünlerini yaktı, üretici firmaya tazminat ödedi ve banka hesapları incelemeye alındı.

HANGİ  ÜRÜNLER GDO LU OLABİLİR?

Pek çok GDO lu ürün var;
Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.

Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler var;
Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.

Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var,

Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.

*Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor.
Örneğin,; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.

* Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700'ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900'ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO'lu olma riski bulunuyor.

Türkiye'de Denetim Yok!

GDO lu tohum yasaklanmış olsa da bu tip ürünlerin ithalatının kontrolü yok ve girişler sadece beyana dayalı...

Gen aktarılmış ürün yetiştiriciliği yasak, Bakanlık kontrollü olarak bazı sahalarda GDO lu bitki yetiştiriciliği yapıyor.

GDO içeren ürünlerin Türkiye'ye ithali serbest.

Türkiye'de GDO içeren ürünleri satılma riski çok yüksek. Çünkü bu konuda yasal düzenleme yok. Riski en yüksek olan ürünler içeriğinde mısır ve soyadan elde edilen yan ürünleri içerenler. Çünkü Türkiye mısır ve soya ithalatının büyük bölümünü, en büyük GDO lu mısır ve soya üreticileri olan ABD ve Arjantin'den alıyor.

GIDA SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT ETMELİ?

Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkan yok. Bu nedenle riski azaltmak gerek.
Yukarıdaki "Hangi ürün GDO lu olabilir ?" bölümünü iyi okuyun. Böylece risk gruplarını tespit edersiniz.
Organik ürünler yemeye dikkat edin.Bu ürünlerin üretiminde ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen ürüne itibar etmeyin. Mutlaka sertifikasını görmek isteyin. Alışveriş yaptığınız marketlerde organik ürün talep edin.
Gıdaları mevsiminde tüketin. Mevsimi dışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal olmayan zorlama yöntemler kullanılmaktadır. Doğal yöntemlerin kullanılmadığı seralarda çok fazla tarım ilacı kullanıldığını da unutmayın.
Gıdalarınızı yerel olanlardan seçin. ABD veya Arjantin gibi dünyada en çok GDO üreten ülkelerden gelen ürünlerin GDO lu olma riski yüksek. Ülkemizde üretilen ve kaynağını bildiğimiz ürünler tüketerek yerel çeşitlerin korunmasına da katkıda bulunun

5 Haziran 2012 Salı

SOLUCAN GÜBRESİ (VERMİKOMPOST) İÇERİĞİ NEDİR?


SOLUCAN GÜBRESİ (VERMİKOMPOST) İÇERİĞİ NEDİR?
Solucanlar mide-bağırsak (gastrointestinal) sistemlerinde birçok minik organizmalar, bakteriler, mantarlar, aktinomisetler, enzimler ve tek hücrelileri bulundurmaktadır. Bu canlılar mikroskobik boyutlardadır ve solucanların tükettikleri organik gıdaların sindirilmesini sağlamaktadır. Ayrıca her solucanda yüz binlercesi bulunmaktadır.
Solucanlar, içerinde bir insektisit ve bir de antibiyotik bulunan kendi yaşamlarına yardımcı olan sayısız enzim üretmektedir. Bu enzimler, solucanların bağırsaklarında üretilen mukus ile birlikte, beslendikleri organik gıdaların emülsiyon haline veya sıvıya benzer bir biçime dönüşmesini sağlamaktadır. Ayrıca bu enzimler, solucan dışkısını çevrelemektedir. Bitkiler kökleri aracılığı ile bu insektisit ve antibiyotik enzimlerinin emilimini sağlayabilmektedir. Böylece böcek ve hastalıklara karşı bu enzimlerden faydalanmaktadırlar.
Solucanlar üzerinde ve sindirim sistemlerinde bulunan, onları koruyan vücut sıvılarına “sölom sıvısı” denir. Solucanlar bu sıvıyı hem yer değiştirmede kullanırken, hem de dışkılarında bu maddeden bulunmaktadır. Gübreye en büyük değerini veren özellikler bu sıvıdan kaynaklanmaktadır. Bu sıvı özellikle topraktaki patojenleri baskılayarak bitkiyi korumakta ve direnç sağlamaktadır.
Solucan gübresi, çok sayıda simbiyotik ve asimbiyotik bakteri, asimbiyotik mikroorganizmalardan azoto bakteri (azot fiksasyonu yapan bakteri) ve mikoriza mantarı içermektedir. Bu mikroorganizmalar, toprak içerisinde bulunan fakat bitki tarafından bünyesine alınamayan besin maddelerini parçalayarak bitki tarafından alınabilir forma dönüştürmektedir. Azoto bakteriler ise havadaki serbest azotun biyokimyasal olarak organik forma çevirmekte, toprağa kazandırılması sağlamakta ve bitki tarafından alımını kolaylaştırmaktadır.
Solucan gübresinin içerisindeki çözünürlükleri fazla olan besin elementleri, daha uzun sürede ortama salınmaktadır. Böylece bitki daha uzun süre beslenebilmektedir. Ayrıca içerdiği enzim, vitamin, aminoasit ve büyüme hormonları bitkinin daha hızlı ve sağlıklı gelişmesini sağlamaktadır.
Solucan gübresi yüksek organik madde ve mikrobiyal popülasyon muhtevası ile uygulandığı toprakların tekstürünü iyileştirmektedir. Düzenli kullanımlarda topraktaki organik madde miktarını arttıracağından kimyasal gübre kullanımını azaltmaktadır. Toprakların su tutma kapasitesini ve havalanmasını arttırmaktadır. Toprakta uzun süre kalmakta ve beslemeye devam etmektedir.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Taze Fasülye Yetiştiriciliği


image009.jpg



Fasulye taze, konserve ve kuru olmak üzere değişik şekilde değerlendirilen, besin değeri çok yüksek olan, hemen hemen tüm dünyada bol miktarda tüketilen önemli bir kültür bitkisidir. Orta Amerika kökenli olan bu kültür bitkisi 250 yıl önce Anadolu’ya gelmiş ve çok geniş bir yayılım alanı bulmuştur. Taze fasulye A, B1, B2 ve C vitaminlerince zengindir. Taze fasulye de vücutta biriken asidi nötralize edebilecek baz fazlalığı da mevcuttur. Fasulyenin hazım olabilirlik oranı %84.1’dir. Hatta fasulye baklalarında bulunan phasol ve phaseolin maddelerinin şeker hastalığında kullanılan insülin karekterinde olduğu ve bu yüzden kandaki şeker miktarının düşürülmesinde kullanıldığı bildirilmektedir. 

Ekonomik Önemi 


Taze fasulye taze tüketimi yanında işlenmiş olarak konserve, hazır yemek ve turşu olarak da değerlendirilmektedir. Dünya taze fasulye üretimi 4.310.733 ton-dur. Bu üretimde Asya ve Avrupa kıtasındaki ülkeler önemli paya sahiptirler. Dünyada en önemli taze fasulye üreticisi ülke Çin’dir. Ülkemiz ise 514.000 ton taze fasulye üretimi ile Çin’den sonra dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde taze fasulye üretimi iller bazında incelendiğinde Samsun İli (67.234 ton) en önemli üretim merkezidir. Karadeniz Bölgesi, ülkemizde taze fasulye yetiştiriciliğinin en fazla yapıldığı bölgelerden birisidir. Bölgede açıkta yetiştiricilikte genellikle sırık ve bodur çeşitler kullanılmaktadır. Son yıllarda kapama olarak yapılan yetiştiricilikte bodur formlu çeşitlerin kullanımı yaygındır. Çünkü sırık fasulyede işçilik ve sırık maliyeti yüksek olduğu için bodur formlu çeşitler tercih edilmektedir.


İklim İstekleri

Taze fasulye ılık iklim bitkisidir. Bu bakımdan ilkbahar ve sonbahar arasındaaki devrelerde rahatlıkla yetiştirilebilir. Fasulye gelişme devresi içinde 20-25 0C arasında sıcaklık ister. 27-32 OC sıcaklıkta çiçeklerini döker ve düşük sıcaklıkta ise gelişme durur. Fazla nemlilik bitkilerin büyümesini durdurur. Hastalıkların kolay gelişmesine sebep olur. Fasulye tohumları, toprak ısısının 20-30oC arasında olduğu zaman en iyi çimlenme göstermektedir. Minimum 10oC toprak ısısı gereklidir. Bodur taze fasulyeler için minimum 10-13o C, sırık taze fasulyeler içinde 14-15oC üzerinde toprak sıcaklığı olması istenir.

image006.jpg



Toprak Hazırlığı

Hububat ekili tarlaya taze fasulye yetiştirilmesi düşünülüyorsa, hububat bitkilerinin hasadından sonra anızın sökülüp toprağa karıştırılması amacıyla 5-7 cm derinliğinde sonbaharda sürüm yapılır. İlkbaharda ekimden önce toprak tekrar kaz ayağı ile sürülür ve arkasından diskaro geçirilerek toprak ekime hazır hale getirilir.


Ekim Zamanı

Açıkta taze fasulye yetiştiriciliğinde Mart sonu ve Nisan aylarında ekime başlanır (bölge ekolojik şartları dikkate alınır). Fakat iklim şartlarına göre Mayıs ayı-nın son haftasına kadar kademeli olarak ekim yapılabilir. Örtü altı taze fasulye yetiştiriciliğinde ilkbahar döneminde 1 Mart, Sonbahar döneminde 15 Temmuz-1 Ağustos tarihlerinde tohum ekimi yapılır. Geniş alanlarda bodur taze fasulye yetiştiriciliği yapılan yerlerde sıra usulü mibzerle ekim yapılır. Sıra arası 50-65 cm, sıra üzeri 10-25 cm ve 2-3 cm derinliğe tohum bırakılır. Dekara 5-7 kg tohum ekilir. Sırık taze fasulye yetiştiriciliğinde karışık ekimin yanında (Mısır ile) sırık kullanılarak (söğüt, fındık dalları) yetiştiricilik yapılmaktadır. Sırık taze fasulye yetiştiriciliğinde ocağa 5-7 adet tohum gelecek şekilde ekim yapılır ve ocaklar arası 1m mesafe bırakılır.

baklas1.jpg


Gübreleme

Sırık fasulyeler bodur fasulyelere nazaran topraktan daha fazla besin elementi kaldırır ve toprağın gücünü azaltır. Fasulyeler için tavsiye edilecek tabi ve ticari gübre miktarları her şeyden evvel topraktaki besin maddeleri miktarları ile ilgilidir. Toprak tahlili neticelerine göre ihtiyaç duyulan gübrelerin verilmesi en doğ-ru yoldur. En uygun toprak olarak kabul edilen kumlu-tınlı topraklara birkaç senede bir dekara 2-3 ton olmak üzere yanmış çiftlik gübresi verilir. Dekara 2-5 kg saf azot (N), 4-6 kg fosfor (P2O5) ve 3-5 kg potasyum (K2O) verilmelidir. Çimlenmekte olan tohumlara herhangi bir ticari gübrenin zararının dokunmaması için gübrelerin tohumların ekildiği yerin en az 5cm kadar uzağında ve 7..5 cm derinlikte verilmesi uygundur. 


baklas2.jpg

Çapalama 

Fasulye tamamen toprak yüzeyine çıkıp 4-5 çift yapraklı olunca ilk çapa yapılır. Bitkilerin dallanma devresinde, çiçek açmadan önce birinci çapadan 2-3 hafta sonra II. çapa yapılır. Çiçeklenme döneminde çapalama işleminden kaçınılmalıdır.


baklas3.jpg
clip_image007 copy.jpg


Sulama

Vegetasyon devresinde Taze fasulye bitkisinin su ihtiyacı en az 300-450 mm dir. Bitkiler generatif devrede tam çiçekte iken sulanmamalıdır. Sulama zamanları fidelerde üç yaprakçıklı asıl yaprağın görünmesi sırasında, çiçeklenmeden evvel, meyve tutumundan 10 gün sonra ve hasattan 1 ay önceki devrelerde olmak üzere sulama yapılmalıdır. Sık ve hafif sulama yapılmalıdır. Çünkü taze fasulye sık aralıklarla sulamayı sever, bol sudan hoşlanmaz.


clip_image006 copy.jpg


clip_image008 copy.jpg


Hastalık ve Zararlılar ile Mücadele

Taze fasulye bitkisi hastalık ve zararlılara karşı çok hassas bir bitkidir. Tohum çıkışından sonra danaburnuna karşı ilaçlı kepek atılmalıdır. Fasulyede görülen belli başlı hastalıklar Antraknoz, Pas hastalığı, Fasulye Mozaik Virüsü, Kök çürüklüğüdür. Bu hastalıklara karşı ilaçlı tohum kullanılmalı ve uygun bir füngisit ile ilaçlama yapılmalıdır. Fasulyede görülen en önemli zararlılar, fasulye böceği (Bruchus), yaprak bitleri ve kırmızı örümceklerdir. Bunlara karşıda uygun bir insektisit ile mücadele yapılmalıdır.

Hasat

Taze fasulyede hasadın en ideal zamanı; baklaların hakiki çeşit karakterini gösterdiği iriliğin 1/3’nü aldığı devredir. Hasatta gecikme olursa hasat edilen fasul-yelerin selülozlaşması neticesinde sertleşmeleri, içindeki danelerin yeme zevkini bozacak tarzda irileşmesi ve bilhassa kılçıklılığın artmasına neden olmaktadır

haber354.jpg


Tohum Üretimi
Tohumluk fasulye üretiminde, tohumlarda büyük zarara yol açan burukus zararının önüne geçmek için çiçeklenme döneminde mutlaka dikkatli bir mücadelenin yapılması gerekmektedir.  Baklalar, harmanlama dönemindeki yağışlardan iyi korunmalıdır. Islanan baklalar içindeki tohumların kabukları sararır, koyu renk alır ve kuruduğunda buruşuk kabuk görüntüsünü alır.
Bunun için hasat edilen bitkiler halk arasında ‘çatı’ diye tabir edilen merdiven şeklindeki kurutma düzenekleri üzerine alınarak kurutulup harmanlanırlar.
Düvenle yapılan harmanlardan elde edilen tohumların üzerinde düven taşlarının yaptığı çizikler, tohumla taşınan hastalıkların yayılmasına yol açabilmektedir.
Başarılı bir tohum üretiminde dekardan çeşide bağlı olmak üzere 180-240 kg verim alınır. Harmandan elde edilen saman çok kıymetli bir hayvan yemi olarak değerlendirilebilir.